Bu haftaki Zaman Gazetesi “Gençlik” ekinde Ali Ural ile yapılan röportajı okuyunca sizlerle paylaşmak istedim. “yazar olmak istiyorum” diyenlere çok güzel tavsiyeler var…
şahsen bana baya faydası oldu…
* kırmızı olanlar en beğendiğim yerler
Çevremizde ‘ünlü bir yazar’ olmak isteyen arkadaşlarımız var. Tanınmış bir yazar olarak size soralım, nasıl ‘ünlü bir yazar’ olunur?
Ün beğeninin peşinden de gelebilir, aykırılığın peşinden de. Araplar “Muhalefet et ki tanınasın!” derler. Bizim büyüklerimiz de “Şöhret âfettir.” demişler. Şiirimizin sultanlarından Şeyh Gâlib’in şu ifadesine bayılırım ben, “Elimdeki kalem her zaman şöyle der: Halkın beğenisi benim için felakettir.” Ben ünlü bir yazar olmak isteyen genç kardeşlerimize “ün”ü değil “yazmayı” hedeflemelerini salık veririm. Yoksa cin olmadan adam çarpmaya, Dostoyevski olmadan “Ecinniler”i yazmaya kalkarlar. Aynaya bakmaktan masaya oturacak vakti bulamazlar. Derin bir okuma sürecini yaşamadan, yazmanın büyülü sularına atarlar kendilerini ve boğulurlar. Edebiyat dünyası geniş bir edebiyat mezarlığını da kapsar. Genç ölüler yatar bu mezarlarda.
‘Ünlü bir okur’ olmak isteyen pek çıkmıyor, neden böyle bu?
Çünkü okumak yazmak kadar fiyakalı görünmüyor. Okurların elleri çenesine dayalı fotoğrafları olmuyor çünkü. Aslında esas olan yazmak değil okumaktır. Yazmak esas olsaydı Kur’an’ın ilk emri “Oku!” değil “Yaz!” olurdu. Okumak esas, yazmak tâlidir. Zira yazmak okuma temelinde yükselebilecek bir binadır. Hem biliyor musunuz her kitap iki kişi tarafından yazılır: Yazar ve okur. Çünkü okur kitaba kendi imgelem dünyasını ve birikimlerini katarak kitabı bir anlamda yeniden yazmış olur. Emerson’un “Kitabı iyi yapan okuyucudur.” sözünü bu bağlamda değerlendirebiliriz.
röportajın tamamını buradan okuyabilirsiniz>>>
Social Bookmarking














